Arş. Gör. Neslihan GÜZELOĞULLARI ERTURAL
Arş. Gör. M.Serkan ERTURAL
Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi – Halkbilim Araştırmaları (09.03.2009)
Dünyada yaşamını sürdüren canlı varlıklar içerisinde en değerlisi olan insan ve onlardan teşekkül etmiş olan toplumun kendisine ait olan kültür kalıpları içerisinde görsel ve işitsel kültür ürünleri olarak karşımıza çıkan halk oyunları ve bu oyunların icraları, ait olduğu toplumun sosyal hayatını, kültürel zenginliğini ve bilgi birikimini yansıtmaktadır. Halk oyunları icraları kökeni itibariyle, dinsel ve büyüsel unsurların canlandırıldığı mekânlarda gerçekleşen icralar olarak tanımlanmaktadır. Kökeninde taşıdığı özellikleri zaman içerisinde kaybetmesiyle, “yeniden üretilme” ve “nakledilme” gibi aşamalardan geçerek günümüze taşınan bu sunumlar, ait olduğu sosyal çevrenin, kültürel ve iletişimsel davranış özelliklerini, eğlenme ve eğlendirme pratiklerini, sanat anlayışını yansıtan estetik sunumlar şeklini almıştır. Bu konuda Kaeppler; “Bazı toplumlarda insanların tanrı için sergiledikleri hareketler dinsel bir tören olarak kabul edilir. Fakat aynı hareketler bir izleyici karşısında sergilenirse bir dans olarak algılanır” (Kaeppler, 2003: s. 383) şeklinde bir yaklaşımda bulunmaktadır ve dansı; müzikal bir sesle bazen şiirle, görsel hareketli ve estetik görünüşlerin birleştiği, kulağa ve göze hitap eden kompleks bir iletişim formu olarak görmekte ve dansın zaman içerisinde insan vücudunun ustalıkla kullanıldığı yaratıcı bir sürecin sonucunda oluşan kültürel bir form olarak tanımlamaktadır. ( Kaeppler, 2003: s 382) Dans bu şekilde tanımlandıktan sonra, dansın işlevlerinin belirtilmesini de burada uygun görüyoruz. Halk oyunlarının iletişimsel işlevi noktasında A.Lomax halk danslarını bir “performans” olarak düşünmektedir. Lomax; bireylerin dans etme şekli ve stilini, oyuncuların vücutlarının duruşunu, enerjilerini boşaltmadaki özelliklerini, oyuncu grubundaki sanatçıların birbirleri ile ilişkilerinin dinamiği, oyuncu ile izleyicinin karşılıklı etkilenişi ve iletişimleri gibi karmaşık elementlerin bir sentezi olarak görmektedir. (A. Lomax, 1999: s 174)
-
1
Buradan hareketle, Türk halk oyunlarının önemli özelliklerinden biri, belki de en önemlisinin, oyunların icra sırasındaki yaratımı ve sunumu ile izleyici ve icracı üzerinde bıraktığı etki ve bu etkiye bağlı olarak gelişen karşılıklı ortak duygular olduğu söylenebilir. Bu noktada halk oyunları icralarının işlevsel özelliklerini kuramsal yaklaşımlar çerçevesinde incelediğimizde halk oyunları icralarının, icra edildiği sosyal çevre ve şartlara göre; “eğlenme ve eğlendirme, eğitim ve kültürün genç kuşaklara aktarılması, toplumsal kurumlara ve törenlere destek verme, toplumsal ve kişisel baskılardan kurtulma” gibi işlevsel özellikleri barındırdığı anlaşılmaktadır. Yukarıda sayılan özelliklerin yanı sıra, değişik icra bağlamları çerçevesinde ele alındığında, halk oyunları sunumlarının yeni ortamlarda farklı işlevler yüklenebileceği görülür. Bu tespite bağlı olarak halk oyunları icralarının günümüzde yüklendiği sosyal, psikolojik ve fizyolojik işlevlerle yeniden tanımlanmaya ihtiyaç duyduğu söylenebilir. Alan Dundes’in; “bir halk bilgisi ürününün konteksi bir ürünün içinde aktüel olarak yer aldığı hususi bir sosyal durumdur. Konteks ve fonksiyonu birbirinden ayırmak şarttır. Fonksiyon, özü itibariyle belli sayıda kontekse dayanarak oluşan özel bir sonuçtur. Çoğunlukla fonksiyon mevcut bir halk bilgisi türünün kullanımı veya amacı hakkında bir araştırmacı veya incelemecinin kendisinin ne düşündüğüdür” (A. Dundes, 1998: s. 109) bu düşüncesinden hareketle, halk oyunları icralarının eğlenceye dayalı sadece çeşitli gösterilere yönelik olmayıp, birbirinden bağımsız birçok sosyal çevrede gerçekleştirilme imkânına sahip olduğunu düşünmekteyiz. Bu bağlamda halk oyunları icralarının kişiler ve toplum üzerindeki etkileri, sadece oyunların derlendikten sonra taşındığı “sahne” olarak adlandırılan “yapay ortamlarda” veya yaratılıp yaşatılmaya devam ettikleri “doğal ortamlarda” aranmamalıdır. Oyunlar, özel olarak oluşturulan ortamlarda da farklı işlevler yüklenebilmektedir. Bu yeni işlevlerden biri de engelli insanların sosyalleşmesine katkı olarak düşünülebilir. Engelli bireyler üzerinde yapılacak çalışmalar, engelli insan ile toplum arasındaki ilişkileri düzenleyici, engelli bireyin yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik işlevlerinin de olabileceği ve halk oyunları icralarıyla engelli bir bireyin ait olduğu toplumla
sağlıklı ilişkiler kurabileceği anlaşılmaktadır. Bu bağlamdaki çalışmalarımızın ilk örneklerinden biri, 2005-2006 yılları arasında, Ege Üniversitesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Merkezi’nde, yaşlılarla sağlık alanında yaşam kalitesini yükseltme amaçlı uygulanan iki farklı egzersiz programıdır (Güzeloğulları, 2006: s. 4). Yapılan bu çalışmaların amacı, gruptaki kişilerin haftada üç gün boyunca egzersizlere devamının sağlanması, yapılan egzersizlerde halk oyunları adım ve müziklerinin kullanılması ile yaşlılarda Geriatrik hastalıklara bağlı rahatsızlıkların giderilmesine destek sağlanması ve kişilerin genel sağlık durumları ve yaşam kalitelerinin yükseltilmesine yönelik etkilerin tespit edilmesi şeklinde gerçekleştirilmiştir.


Comments 0