-
2 Devamı...
2000’li yıllarda ortaya çıkan ve halk danslarını Batılı sahne dansı formlarıyla melezleştirerek sunan profesyonel dans gruplarının kurucuları da işte bu “halk oyunculuk” ortamında yetiştiler. Kendilerinden önceki kuşaklar gibi Moiseyev’den, DHDT’ten, ama en çok da 1994 sonrasında küresel kültür endüstrisinin bir parçası haline gelen Riverdance ve benzerlerinden etkilendiler. Bu melez gösteri formunu yerelleştirerek, her fırsatta 3000’den fazla adım barındırmakla övündükleri Anadolu danslarını sahneye taşıdılar. Bu süreçte hareket gelenekleri sadece baleyle değil, çağdaş dans ve akrobasiyle de buluştu. Görkemli şovları sürdürülebilir kılan topluluk sayısı az olmakla birlikte, tarihsel süreç içerisinde aşama aşama gelişen bu sahneleme anlayışı halk dansları ortamını belirler hale geldi.
Bugün her yerde bu toplulukların hakim kıldığı sahneleme biçimleri talep ediliyor ve bu yeni estetik, en “katılımcı”, doğal, yerel…vb. ortamlara da sirayet ediyor. Peki, iletişim araçlarının gelişimi, kültürel melezleşme, göç gibi faktörlere bağlı olarak “kendiliğinden” yaşanan melezleşmeyi dışarıda bırakırsak, bu yeni sahneleme biçimlerini seyirci gözüyle nasıl değerlendirebiliriz? İşte sahnelemelerdeki ortalıklar ve ilk akla gelen sorular:
– Melezleştirme neden ve nasıl yapılıyor? Gösterilere hakim olan eklektisizm aşılabilir mi? Farklı hareket malzemeleri hedefe(kurulmak istenen atmosfere, ortama, aksiyona ya da başka bir belirleyene) uygun biçimde bir araya getirilebilir mi?
– Kimliksiz, ideal ölçülere sahip, tek tip bedenlerden oluşan hareket koroları yerine, doğaçlayarak yeni biçimler keşfeden, bu keşfin sonuçlarını kendi bedeninde doğallaştıran dansçılar geçebilir mi?
– Simetri, uyum, dinamizm üçgeninde sergilenen “anonim” görüntüyü kıran sahneler olabilecek mi?
– Bale, çağdaş dans, akrobasi yapabilen “seçkin” solo dansçıların önde virtüozite-hüner-ideal beden sergilediği; yeteneksiz (?) anonim halk oyuncuları topluluğunun da arkada fon oluşturduğu sunumlar bir zorunluluk mu? Hareket koroları (corps de ballet) ve solo danslar (pas de deux…vs) çerçevesinin ötesine geçmek mümkün olamaz mı? Çalışma sürecinde yakalanan yaratıcılığın enerjisinin tüm kadrodan seyirciye yayılabildiği sunumlar hayal edemez miyiz?
– Genel sanat yönetmenleri”nin belirleyiciliğinin yerine, katılımcılığın ve şeffaflığın arttırıldığı çalışma süreçleri geçebilecek mi?
– Yerel tavırlardaki o güzel ayrıntılar da sergilenebilecek mi? Standart bedenler ve tek tip yorumların yerine, tadına varabileceğimiz farklılıklar geçebilecek mi?
– Seyirciyi hayran bırakan hareketlerden, ritmik kaostan, gürültüden, ışık karmaşasından, kısacası göz boyama çabasından vazgeçmek mümkün mü?(3)
– Kadın-erkek stereotipleri kırılabilecek mi? Bu amaçla aynı ikilikleri tersine çevirmek yerine,(4) daha yaratıcı adımlar atılabilecek mi? Gerektiğinde kadın-erkek ayrımlarını yıkan beden kullanımları tercih edilebilecek mi?
– Bugün ulus-devletin homojenleştirici stratejileri her yerde kör topal tartışırken, sahnede de “Türk halk oyunları” çerçevesini aşacak denemeler yapılabilecek mi? Türk bayrağının dalgalandığı, Atatürk referanslarının yapıldığı çoğu zaman militarist nitelikli dramaturjilerden, “birlik-beraberlik” tazeleme popülistliğinden vazgeçilecek mi?
NOTLAR:
(1) Andriy Nahachewsky, 1995. “Participatory and Presentational Dance as Ethnochoreological Categories”. Dance Research Journal, 27(1):1-15. New York: Congress on Research in Dance.
(2) Şu sempozyum kitabı, bu tartışmalara yönelik verilerle doludur: Türk Halk Oyunlarının Sergilenmesinde Karşılaşılan Problemler Sempozyumu Bildirileri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dairesi Yayınları: 102. Seminer, Kongre Bildirileri Dizisi: 25. Ankara: Öztek Matbaası.
(3) Bu yaz İrlanda’da has(!), öz(!) Riverdance’i izleme fırsatını bulunca şundan emin oldum: “3000 dans adımının ne kadar çoğunu gösterirsek kârdır” düşüncesiyle seyirciyi gösterişe boğmak marifet değilmiş. Çok daha az dansçının, çok daha ustalıkla yorumladığı hareketlerden, seyirciyle etkileşimin arttırıldığı doğaçlama düzeyi yüksek sahnelerden, iyi müzikal yorumlardan da belli bir etki çıkabiliyormuş. Riverdance’in ve İrlanda’daki step yarışması formatının geleneksel hareketlerde yarattığı tahribat ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte, “sahneleme” alanındaki oturmuşluk seyircide de bir rahatlama yaratabiliyor, ben bunu gördüm!
(4) Örneğin erkek görünümlü / geleneksel zeybek kostümlü kadınlara, aynen erkekler gibi zeybek yaptırıp, sahnenin sonunda saçlarını göstermek ve “aaaa kadınmış bunlar” dedirtmek gibi (!)
(Metinde kullanılan görselin kaynağı şu linktir: http://www.ankayasam.com/anadolu-atesi-dans-akademisi-aciliyor.html, erişim tarihi: 27 Ocak 2013)
(Yazarın izniyle, http://dansyazilari.blogspot.com.tr/ adresinden alınmıştır)
Geleneksel Danslar, Sahne ve Değişen Estetik – Doç.Dr. Berna Kurt Kemaloğlu
Selim Sırrı Tarcan’ın 1920’li yılların ortalarında Batılı ülkelerdeki gibi kadın-erkek çiftlerin icra edeceği milli bir salon dansı -Tarcan zeybeği-
İlginizi Çekebilir:
Daha Fazla: Makaleler
Halk Oyunları İcralarının Otizmli Bireylerin İletişimsel Gelişimine ve Sosyalleşme Sürecine Etkisi Üzerine Bir Deneme
Dünyada yaşamını sürdüren canlı varlıklar içerisinde en değerlisi olan insan ve onlardan teşekkül etmiş olan toplumun kendisine ait olan kültür kalıpları...
Rekreatif Bir Faaliyet Olarak Halk Oyunları Hareket / Kas İlişkisi
İNSAN VE TOPLUM BİLİMLERİ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ Cilt: 5, Sayı: 8, 2016 Sayfa: 2817-2841
Davulun Tarihçesi
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TÜRKOLOJİ ARAŞTIRMALARI MERKEZİ


Comments 0